| |
|
Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyiİş sağlığı güvenliği, çok bilimli ve çok yönlü bir konudur. Bir çok bilim dalını ilgilendirir; bir çok toplumsal kesimi ilgilendirir. Ama her şeyden önce, bunun sağlanmamış olmasından canı yananları ilgilendirir. Canı yananlar arttıkça,can yakmanın etki alanı genişledikçe, sorun toplumsal boyutlara ulaşır. Sosyal devletin bu toplumsal soruna el atması doğrudur; ama bu konudan doğrudan etkilenenleri edilgen (pasif) bir konuma itmesi doğru değildir. Aslolan kişilerin, birlikte (güçbirliği içinde) sorunlarını çözmeye çalışmalarıdır. Devlet, bunu başaramadıklarında, ya da çözüm onların çaplarını aştığında devreye girmelidir. Ne yazıkki, "en az ücret düzeyi"nin belirlenmesi dışında, katılımlı kurul adına oluşturulmuş ne varsa, tümünde, sivil toplum adına edilgenlik sözkonusudur. Örneğin, sosyal güvenliğin finansmanında egemen rol oynayan işçi-işverenler, sosyal güvenlik kurumlarının yönetiminde egemen rol oynayamamaktadırlar. İş sağlığı güvenliği konusnda, işyerinde hem karar verici ve hem de sorumlu konumda olan işverenlerin, ulusal-bölgesel düzeydeki karar-denetim süreçlerinde hiçbir rolü yoktur. İşçilere gelince, işyerinde sağlık güvenlik tehlikeleri ile yüzyüze olan, bunlardan ötürü canı yanan, hatta yaşamını yitiren işçilerin, sorumlulukları çok sınırlıdır; karar denetim süreçlerinde (hem işyerinde, hem ülke düzeyinde) hiç rolleri yoktur. Bu düşüncelerle, Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin Yasa Hazırlığı Çalışma Grubu'na "idari-mali yönden özerk kurumsallaşma" konusunda bir öneri sunulmuştur : Örgütlerini temsilen Konsey'e katılan Özcan Karabulut (Türk-İş), Tevfik Güneş (DİSK), Bedri Tekin (KESK) , Dr.Haluk Başçıl (TTB), Av.Nurten Çağlar Yakış (TMMOB), Prof.Dr.A.Gürhan Fişek'in (Fişek Enstitüsü) imzaladığı bu öneriye, TESK temsilcisi destek vermiş; TİSK temsilcisi karşı çıkmamıştır. Örgütler kendi aralarında ve birlikte bu konuyu incelemeyi sürdürecekler ve Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin gündemine getireceklerdir. Bu girişim çok önemlidir. 3. ve 4.Beş Yıllık Kalkınma Planları'nda bu yana, 1978 Ulusal Düzeyde İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu ve 2000 yılında 8.Beş Yıllık Kalkınma Planı Çalışma Hayatı Özel İhtisas Komisyonu Raporu'nda dile getirilen "idari ve mali yönden özerk bir İş Sağlığı Güvenliği Kurumu" sorunları çözmeye başlamanın tek yoludur. Doğrudan toplum yaşamını (sağlık, üretim) ilgilendiren bir konuda, bugüne kadar toplum ve örgütleri edilgen (pasif) bırakılmışlardır. Sonuç ortadadır. SSK 2005 istatistiklerine göre,
Konuyu tek bir bakanlığın (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) sahiplenmesi, insanların yaşamlarındaki riskler ile çalışma yaşamlarındaki riskler arasında bağ kurmalarını engellemekte; tarım alanlarında, kendi adına çalışmalarda ya da tüketicilerin karşı karşıya kaldığı "sağlık güvenlik çevre" sorunlarına müdahalede yetkisiz kalmaktadır. Bütün bunları kavrayacak engin (süper) güce gereksinme vardır. O da sivil toplumdur. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Kurumu Önerisi - (19.06.2007) (Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi İş Sağlığı Güvenliği Yasası Çalışma Grubu aracılığıyla Konsey'e sunulmuştur.)
Sunuş İş sağlığı güvenliği giderek önemi daha iyi anlaşılan ve daha geniş bir kesimi ilgilendiren alan haline dönüşmüştür. İnsan yaşamıyla ve toplumun geleceği ile derin bağı dolayısıyla, sivil toplumun iş sağlığı güvenliği ile yakından ilgilenmesi bir zorunluluktur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarında çalışmak bir insan hakkıysa, bunun sağlanması da devletin sorumluluğundadır. Hak sahibi ile bunu sağlamakla yükümlü olanlar arasındaki ilişki, hiçbir zaman, hak sahibinin edilgen olduğu ve kendine sunulanlarla yetindiği bir ilişki olarak kabul edilemez. İş sağlığı güvenliği öte yandan çok bilimli bir konu olması dolayısıyla, bilim ve meslek çevrelerinin de yakından ilgilenmekle yükümlü oldukları bir alandır. Bu bakımdan, işçi - memur - işveren sendikalarının, meslek odalarının, üniversitelerin ve gönüllü kuruluşlarının, karar süreçlerinden dışlanması da kabul edilemez. Her ne kadar ulusal politikalar benimsenmesi için ülkemizde 1920 yılından beri çalışmalar yapılmaktaysa da, bunların işyeri ve işçi düzeyine indirilmesinde, hala, önemli güçlükler yaşanmaktadır. Her gün, her dakika, sağlık ve güvenlik olgusuyla içiçe yaşayan, işçi -memur - işveren ve teknik elemanların edilgen bırakıldığı; buna karşın devletin denetim elemanlarıyla ancak işyerlerinin % 6'sını -iş sağlığı güvenliği yönünden- yılda bir kez denetleyebildiği, bir süreç de kabul edilemez. Başta işçi - memur - işveren sendikaları ve meslek odaları olmak üzere, sivil toplum, iş sağlığı güvenliği karar süreçlerinde ve uygulamalarında egemen olmak istemektedirler. Öneri Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'ni oluşturan kurumların, iş sağlığı güvenliği alanıyla ilgili istek ve eleştirilerini sıraladıkları, çeşitli konuşmalar ve yazışmalarda istenenlerin, gerçekleşebilmesinin tek yolu, onların yönetiminde egemen oldukları, "idari ve mali yönden bağımsız, demokratik işleyişe sahip bir iş sağlığı güvenliği kurumu"nun kurulmasıdır. Önerimiz, çıkarılması düşünülen "İş Sağlığı Güvenliği Yasası"nın bu kurumsal yapılanmayı, aşağıdaki koşullarda gerçekleştirmesidir. Bu kurumun finansman kaynaklarını, işçi ve işveren ceza paraları ile "iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasının fazlalık veren bölümü" oluşturmalıdır. Bu kurum, ulusal politikaları çizip, kendi üyelerinin özgür iradeleri ile bunu yaşama geçirebilecek güce sahip olacaktır. Kabul edilirse Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişlerini, işyeri denetimlerinde, a) İş Sağlığı Güvenliği Kuruluna b) İşyeri Sağlık Hizmetlerine (ortak sağlık birimleri de içinde) c) İş Güvenliği Uzmanlarına (ortak güvenlik birimleri de içinde) yönelik incelemeleriyle, bu ulusal politikalara destek vererek, ulusal düzey ve işletme düzeyindeki köprüleri kurabileceklerdir. İş müfettişlerinin bu çalışmalarının karşılıklandırılması, Kurum bütçesinden sağlanabilir. Benzer biçimde, işçi - memur - işveren sendikaları ve ilgili meslek odaları da işyerlerindeki üyeleri aracılığıyla, bu ulusal politikalara destek vererek, ulusal düzey ve işletme düzey arasında köprüler kurulabileceklerdir. İşyeri düzeyinde iş sağlığı güvenliğinin sağlanabilmesi için olmazsa olmaz koşullardan biri de, iş sağlığı güvenliği destek hizmetlerinin (laboratuvar çalışmaları da içinde), tüm tarafların güvendiği, bağımsız ve akademik kimlik taşıyan, saygın bir kurum tarafından yürütülmesi ve yurdun her köşesine ulaştırılmasıdır. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Kurumu, bunun için en uygun adrestir. Kabul edilirse, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ilgili birimlerinin bu Kurum'a devri sağlanmalıdır. İşçi temsilcilerinin süreçlere katılımları ve güvenceleri; işçilerin alınan iş sağlığı güvenliği önlemlerine uyma sorumlulukları; hayati tehlike karşısında kalan işçinin işi yapmaktan çekilme hakkının kullanım koşulları; memurların iş sağlığı güvenliği mevzuatının koruyucu şemsiyesinin altına alınmalarının sağlanması; iş sağlığı güvenliği alanında çalışan meslek elemanlarının (hekim, hemşire, iş güvenliği, sosyal görevli vb) görev,yetki ve güvenceleri; işveren yükümlülüklerinin (50 ve daha çok işçi çalıştıran işyerleri için getirilmiş olan) geride kalan büyük kesime nasıl genişletileceğinin belirlenmesi; ortak sağlık-güvenlik birimlerinin çalışma ilke ve koşulları; 50'den az işçi çalıştıran işyerlerinde ve bölge-il-ilçe düzeyinde iş sağlığı güvenliği kurullarının örgütlenmesi; dar bir kesime sıkışmış olan iş sağlığı güvenliği mevzuatının tüm çalışanları nasıl ve ne ölçüde kapsayacağı bu Kurum çerçevesinde gerçekleştirilecek uzlaşılarla ortaya çıkacaktır. Bu konularda, Kuruma, kanun dışındaki diğer alt düzenlemeleri hazırlama ve yürürlüğe koyma yetkileri tanınmalıdır. Görüldüğü gibi Kurum'un, işlevleri bugün de görülebilen uzman bir kurum; bağımsızlığı ise Cumhuriyet'in ilk çeyrek yüzyıllık döneminde görülmüş bir anıt kurum olarak yapılandırılması tasarlanmaktadır. Gerekçe Aşağıdaki uluslararası sözleşme, direktif ve ulusal yasa, kararları yaşama geçirmek istiyoruz: 1.Ulusal İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu İlke Kararları (1978) 2.Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı İş Gücü Piyasası (Çalışma Hayatı) Özel İhtisas Komisyonu Raporu (2000) 3. 4857 Sayılı İş Yasası 4. 155 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi 5. 161 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi 6. 89/391 Sayılı Avrupa Birliği Çerçeve Direktifi. Yukarıda belirttiğimiz, uluslararası sözleşme, direktif ve ulusal yasa, kurul kararları ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlayan bu alandaki süreç, bizi birlikte çalışmaya zorlamaktadır. "İdari, mali yönden özerk ve demokratik işleyişe sahip bir kurum", 30 yılı aşkın bir süredir, konunun sahipleri tarafından ısrarla belirtilen ve karşılanmayan bir istektir. Bu reddediş, ülkemizde, iş sağlığı güvenliğinin yaşama geçirilememesine, hem kaza-hastalıklarla karşılaşan işçileri ve hem de onları çalıştıranları büyük acı ve kayıplara uğratmaktadır. Bunu reddedenleri de büyük bir manevi sorumluluk altına sokmaktadır. Artık bizim yeni acı ve kayıpları görmeye tahammülümüz yoktur. Bunun için de bugüne kadarki, edilgen konumumuzu terketmek kararındayız.
Özcan Karabulut (Türk İş) Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı |