| |
|
Ulusal İş Sağlığı Güvenliği KonseyiDÜN Geçmiş deneyimlerin değerlendirilmesi, yitirilen zamanın farkedilmesini ve yeni atılımların da belirli bir düzeyin üstünden başlamasını getirir. Geçmiş deneyimlerin değerlendirilmesi, yitirilen zamanın farkedilmesini ve yeni atılımların da belirli bir düzeyin üstünden başlamasını getirir. Cumhuriyet dönemine hatta öncesine baktığımızda, işçi Sağlığı iş Güvenliği (İşS-İşG) alanında bilmediğimiz ya da değerlendirmeden tarihe gömdüğümüz sayısız deneyim olduğunu görürüz. Bu deneyimlerden biri. Ulusal Düzeyde işçi Sağlığı iş Güvenliği Kurulu'dur (UD İşS-İşGK). Seçkin bir çok insanın, günlerini ve umutlarını bağladığı; sonunda da, ortaya 2 önemli belge koyduğu bu çalışma unutulmamalıdır. 1965 yılında Devlet Planlama Teşkilatı'nın gündemine gelen, icra planına konulan böylesi bir kurul oluşturulması düşüncesi, planlarda yer almasına karşın 3. ve 4. BYKP dönemlerinde gereken ilgiyi göremedi. 7 Temmuz 1978'de zamanın Çalışma Bakanı'nın çağrısı ile ilk toplantısını yapan kurul, bu alanda yıllarını vermiş kişilerden, kamu kuruluşlarının ve toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşuyordu. Dönemin ve olayı yönlendiren İşçi Sağlığı Genel Müdürü'nün niteliğinden ötürü, atılımcı ve gündelik kaygılardan arınmış bir özellik taşıyordu. Bu özellik, İşçi Sağlığı Genel Müdürü Ergin Atasü'nün açış konuşmasında da kendini belli ediyordu: "Bu toplantıya Çalışma Bakanlığı olarak belirli bir gündem ile gelmedik. Bunun nedeni ilk kez toplanan böyle bir kurula yo-neltici müdahaleci tavır ile değil de, bütün kesimlerin görüşlerini ve bu konuya yaklaşımlarını saptayacak bir tavır ile yaklaşmak dileğimizden gelmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda kendi görüşlerini belirtecek konuşmalar ile çalışma yöntemi ve politikayı ortaya çıkarmaya yardımcı olmalarını kendilerinden diliyoruz. Ve Kurulun ne yönde çalışması gerektiği bundan sonra da yine sayın konuşmacıların yaklaşımları ile çıkacak bir yöntem olacaktır." İlk iki konuşmayı yapan ÇB İSGÜM Müdürü Doç. Dr. İsmail Topuzoğlu ve TTB Genel Başkanı Dr. Erdal Atabek ile Kurul'ca seçilen ve Ümit Alptekin (DİSK)- Prof. Dr.Üstün Korugan (TTB), Kim. Y. Müh. Murat Gümrükçüoğlu (TMMOB), Gülay Kozacıoğlu (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı), Dr.A. Gürhan Fişek (Çalışma Bakanlığı), Şimşek Kaplangı-Yıldırım Özel (Sümerbank)'den oluşan alt komisyon çalışmaların iskeletini oluşturmuşlardır. Topuzoğlu, sekretaryası, yürütme kurulu olan bir Genel Kurul oluşturulmasını ve yasal düzenleme gerçekleşene kadar, Kurul'un çalışma yöntemini saptayacak bir yönetmelik hazırlanmasını önermiştir. Erdal Atabek, işçi sağlığı kapsamına sigortalı işçiler ile birlikte kır ve kent emekçilerinin de alınması gerektiğini; kurulun, yasal yönü ile kitlelerin isteklerine yanıt verecek durumda olması gerektiğini vurgulamıştır. Konunun işyerlerinde oluşan bir sağlık kavramı dışında işçinin aile sağlığı ve yaşamından kaynaklanan sağlık sorunlarından soyutlanmadan bir bütün halinde ele alınmasını önermiştir. İşçi Sağlığı politikasının saptanmasının ve Kurulun bir danışma organı olarak düşünülmeyecek şekilde yasal olanaklara kavuşturulmasını; örgütlenme ve eşgüdüm sağlanmasını ve Kurul çalışmalarının devamlılık göstermesi gerektiğini vurgulamıştır. Tartışmaların hemen başında, ülkedeki İşS-İşG sorunlarının en başına örgütlenme ve kurumsallaşma sorunu koyularak, ilk dev adım atılmıştı. Bu hem kurula büyük bir zaman kazandırmış ve hem de başarılabilirse, uygulamaya doğrudan müdahale olanağını açmıştı. Kurul'un daha sık biraraya gelmesinin olanaksızlığından ötürü bir alt komisyonca çalışmaların geliştirilmesi ve önerilerin olgunlaştırması düşünülmüştü. Bu amaçla oluşturulan alt komisyon bir çok toplantıdan sonra hem ilkeleri ve hem de ülke çapında örgütlü kurullar arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğini belirlemişti. İlkelere aşağıda değinilmiştir. Kurullar arasındaki ilişkiler ise, zincirleme bir örgütlenme biçiminde düşünülüyordu. Böylece Grafik: I'de görüldüğü gibi, işyeri tabanından yükselen bir örgütlülük ile bu alanda çalışanların yönettiği bir kurumsallaşma hedefleniyordu. O günler için henüz yaygınlık kazanmamış bu düşünce, bugün bir çok toplum örgütü tarafından dile getirilmektedir. Belirli bir alanda çalışanların sorunları ile o alanın sorunlarının çözümü birbirinden ayrılamaz, ile "katılım" kavramının en somut ifadesi budur. Çalışanlarını dışlayarak işçi sağlığı iş güvenliği sorunlarını çözemezsiniz. İşçi sağlığı iş güvenliği kurulları da, bu alanda çalışanların temsil edildiği ve sorunlara ortaklaşa çözüm üretmeye çalıştıkları platformlardır. (GRAFİK 1)
Toplantının en önemli eksiği, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile Türk-iş'in katılmayışıydı. Buna karşın, DİSK, Türk Tabipleri Birliği, TMMOB, Türkiye Barolar Birliği, aktif bir biçimde oluşuma katılmışlardı. Bu toplantılarda şu ilke kararları alındı:
İş Yasası'nın 76. Maddesi (Yürürlükteki Biçimi): Çalışma Bakanlığı'nca lüzum görülecek işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere birer "İşçi Sağlığı ve iş Güvenliği Kurulu" kurulur. Bu kurulların hangi işyerlerinde kurulacağı, teşekkül tarzları, çalışma usûlleri, ödev ve yetkileri Çalışma Bakanlığı'nca çıkarılacak bir tüzükte tesbit edilir. İş Yasası'nın 76. Maddesi (Alt Komisyonca Önerilen Biçimi: Çalışma Bakanlığı'nca Ulusal, Bölgesel, il ve işyeri düzeyinde işçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere "mali ve idari yönden" özerk, ortak planlama, değer- ücretin binde biri oranında ödenecek primlerden oluşan bir "İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulları Fonu" kurulmuştur. Bu kurulların nasıl kurulacağı, kurulların oluşumu, çalışma usûlleri, aralarındaki ilişkiler ve ödev ve yetkileri. Çalışma Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'nca çıkarılıncaya kadar, çalışmalar. Çalışma Bakanlığı'nca çıkarılacak bir Bakanlık Genelgesi aracılığıyla yürütülür. İş Yasası'nın 76. Maddesi (Kurul'ca Önerilen Biçim): Çalışma Bakanlığı'nca Ulusal, Bölgesel ve işyeri düzeyinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere mali ve idari yönden özerk "işçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulları" kurulur. Bu kurulların nasıl kurulacağı, gelir kaynakları, oluşumu, çalışma usulleri, ödev ve yetkileri. Çalışma Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'nca çıkarılacak bir tüzükte saptanır. Bu tüzük çıkarılana kadar, çalışmalar, Çalışma Bakanlığı'nca çıkarılacak bir Bakanlık Genelgesi aracılığıyla yürütülür. Burada vurgulanan önemli köşe-taşlarını ele alalım.
Haydi gelin kuyuya bir taş da biz atalım. İş Sağlığı Güvenliğinde Kurumsallaşma Herkesin Düşü (Çalışma Ortamı, Ocak Şubat 2000 Sayı : 48) 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlıkları ile ilgili olarak kurulan özel ihtisas komisyonlarına destek olan çalışma gruplarından biri de "iş sağlığı güvenliği" adını taşıyor. Bu çalışma grubu, aynı alanda çalışan ve bir çok kez biraraya gelerek düşünce üretiminde bulunan "eski" kişileri, "yeni" katılımcılarla biraraya getirdi. Herkesin tek tek konuyla ilgili bakış açısını ve beklentilerini ortaya koyması kadar; "önümüzdeki dönemin ana ögesi"nin ne olduğuna ilişkin yanıtlan ile bunlar arasındaki benzerlikler de çok dikkat çekicidir. İş sağlığı güvenliği alanında çalışanlar, yıllarca kendi görev alanında sürdürdükleri uğraşlarda, yalnızlığın ve anlaşılmamışlı-ğın sıkıntısını yaşıyorlar. Uğraşlarında, çok boyutlu bir konuyu, tek boyutlu müdahalelerle çözmeye çalışmanın çaresizliğini görüyorlar. Bu yetmezmiş gibi, sık değişen hükümetlerin keyfi uygulamalarıyla karşılaşıyorlar. Aynı düşü paylaşan kişilerle biraraya gelmenin bir dayanışma ve güçbirliği oluşturacağını; bugüne değin atılamamış adımların da, gerçekleştirebileceğini düşünüyorlar. İş sağlığı güvenliği, ülkemizde 80 yıldır ihmal edilmiş bir konu. Türkiye'nin "çağdaşlaşma" düşü içerisinde, kendisine, ya-sa-tüzüklerde yer bulmuş; ama yaşamın bîr parçası olamamış. Bu olgu, ülkemiz ekonomik yönden sınıf atladıkça, bilim ve teknolojinin basamaklarını tırmandıkça daha çok göze batıyor. Bir çok göstergeyi önümüze koyduğumuzda şu sonuca varıyoruz. Türkiye ekonomik gelişmesine hiç de "uygun" düşme-yen bir "iş sağlığı güvenliği" düzeyine sahip. İş sağlığı güvenliğindeki bu "uygunsuzluk" hiç de öyle hafife alınacak ve eskiden olduğu gibi uyutulacak bir konu değil. Çünkü ekonomik maliyette kuruşların, sosyal maliyette insan haklarının, kılı kırk yararcasına ölçüldüğü bir döneme yaşıyor dünyamız. Biz de o dünyanın ve pazarının bir parçası olmaya çalışıyoruz. O zamanda iş sağlığı güvenliğindeki "düşük ve uygunsuz" düzeyimiz, "kol kırılır, yen içinde kalır" özdeyişinde olduğu gibi, gözardı edilemez. Eşitsiz rekabet koşulları söylemiyle, karşımıza dikilecek yedi düvele, "haksız bir savaşa" mı girişeceğiz?! İş sağlığı güvenliği yönünden uygunsuzluklarımızı giderebilmek için 8. BYKP özel ihtisas komisyonlarına sunulan raporu, yeni bir fırsat olarak değerlendirebiliriz. Konuyla ilgili, işçi memur ve işveren sendikaları, ilgili kamu kuruluşları, meslek odaları, üniversite ve gönüllü kuruluş temsilcileri titiz bir çalışmayla bir rapor ortaya koymuşlar. Oy birliği ile hedefe "Çevresel, Mesleksel Sağlık ve Güvenliği Kurumu" kurulmasını yerleştirmişler. Bu önemli ve kulak ardı edilemeyecek bir mesajdır. "Araba devrilmeden yol gösterenlere" kulak asmazsanız, size geçmişte yaşamınızı önerirler. Sözünü ettiğimiz çalışma grubu raporunda, kurumsallaşma, durum-sorun-çözüm üçgeninde de sergileniyor (Bakınız Kutu No. 1) Kısa erimde geçiş dönemi hazırlıklarını yapacak bir kurul, uzun erimde de özerk bir kurum düşleniyor. Bu düş şöyle anlatılıyor: "Ulusal Düzeyde Çevresel, Mesleksel Sağlık Güvenlik KURUMU : Siyasal otoriteden etkilenmeyen idari ve mail bakımdan özerk-işçi-işveren ve memur sendikaları, ilgili kamu kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler ve konula ilgili gönüllü örgütlerden seçimle gelen bir Genel Kurul'a karşı sorumlu, üst düzeyde ve ara kademelerde işçi-işveren-hükümet ve meslek odaları temsilcilerinin katılacağı yönetim kurullarınca, demokratik ve katılımcı yöntemlerle yönetilen bir KURUM'dur. Niteliklerine göre, yönetimsel ve işlevsel ağırlıklı olarak bu konuda şunlar biraraya getirilebilir:
-Denetim Örgütü (İş müfettişleri) -Destek, İnceleme-Araştırma Hizmeti (İSGÜM ve Bölge Labaratuvarları) -Meslek Hastalıkları Hastaneleri ve Klinikleri -İşyeri İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulları -İşyeri ve işyeri-ortak sağlık birimleri -Kurulacak uzmanlık kurulları -Yakın ve Orta Doğu Çalışma Enstitüsü (YODÇEM) Tasarlanan Kurumun gelirleri SSK iş kazası ve meslek hastalıkları sigorta kolu fonlarındaki gelir fazlalarından ile kısmen hastalık sigortası fonlarından, işyerlerinin denetimi sonucu elde edilecek ceza gelirlerinden, destek hizmeti verecek tüm kuruluşların döner sermaye gelirlerinden ve genel bütçeden karşılanmalıdır." Bu alanda özerk kurum düşü yeni değil, 1978'de' ve 1992'de" yeniden ortaya atılmış. Hemen kulaklarımda bir şarkı sözü canlanıyor: ... Bu son olsun, bu son".
' Fişek A.G.: Ulusal Düzeyde İşçi Sağlığı iş Güvenliği Kurulu-Çalişma Ortamı Dergisi, Sayı: 15 Temmuz-Ağustos 1994 s. 10-14. '' T.C. Sağlık Bakanlığı : Çalışma Grupları Raporları (1. Ulusal Sağlık Kongresi, 23-27 Mart 1992 Ankara)s. 103-105. 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı "İşgücü Piyasası" Özel İhtisas Komisyonu Çalışma Hayatı Alt Komisyonu İş Sağlığı Güvenliği Çalışma Grubu Raporu (pdf 168 KB) BUGÜN Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 25 Şubat 2005 tarihli onayıyla kurulmuş ve ilk toplantısını 6 Mayıs 2005 tarihinde yapmıştır. Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Vakfı, hem hazırlık çalışmalarında yer almış ve hem de Bakanlık tarafından Konsey'de STK temsilcisi olarak üç yıllığına seçilmiştir. Halen bu görevi sürdürmektedir. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi Yönergesi'nin 1.maddesi, Konsey'in amaçlarını içermektedir : "... İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak; ihtiyaç, öncelik, politika ve stratejiler geliştirmek, tavsiyelerde bulunmak, tarafların görüş ve düşüncelerini açıklamalarını sağlayacak bir platform oluşturmak üzere, sosyal taraflar (işçi ve işveren sendikaları) ile ilgili kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, ilgili diğer kurum ve kuruluş temsilcilerini bir araya getirmek..." Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin görevleri şöyledir: a) İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak ihtiyaç, öncelik, politika ve stratejiler için öneriler geliştirmek, tavsiyelerde bulunmak, b) İlgili tarafların görüş ve düşüncelerini açıklamalarını sağlayacak bir platform oluşturmak, sosyal taraflar, ilgili kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, ilgili diğer kurum ve kuruluş temsilcilerini bir araya getirmek, c) İSG alanında toplum ve kamu hizmet birimlerinin uzlaşma ve işbirliği tesis etmek; oluşturulan görüş, öneri ve raporları Bakanlık'a sunmak, görüş bildirirken uzlaşılan ve uzlaşılamayan hususları ayrı ayrı bildirmek, d)Sürekli ve geçici nitelikte çalışma grupları kurmak ve üyelerini belirlemek, e) İSG alanında düzenlenen ulusal ve Uluslar arası seminer ve toplantıları değerlendirmek, uygun görülecek yurt içi/dışı etkinliklere Konsey adına temsilci göndermek, f) İSG konularında çalışma ve araştırmalar önermek, g) İSG ile ilgili her türlü konuda görüş bildirmek, h) Konsey tarafından Bakanlık'a önerilen ve Bakanlık kanalıyla yasalaşması sağlanan her tür düzenlemenin Konsey üyelerinin temsil ettikleri kurum ve kurkuluşlarda hayata geçirilerek uygulanmasının takipçisi olmak; Bakanlık birimleriyle İSG izleme ve inceleme çalışmalarında eşgüdüm içinde olmak. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin başkanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı'dır. Konsey'in sekretarya hizmetleri, Bakanlık İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. Konsey, şu üyelerden oluşur :
Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi, 2005'te ilk toplantısını yaptığından bu yana 8 kez toplanmıştır. * İlk çalışması, iki konuda çalışma grubu oluşturmak olmuştur:
* Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan 2006-2008 Eylem Planı'nın tartışılması. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı'nı geliştirmek üzere görevlendirdiği ve Konsey'in hükumet-dışı kanadını oluşturan tüm üyelerin katıldığı çalışmalar çok verimli geçmiş; ancak oybirliğine ulaşma olanağı olmamıştır. Özellikle Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Temsilcilerinin, "Yasa" düşüncesine baştan karşı oluşları, maddelerin tek tek incelemeye geçilmesini de, ancak "oybirliğinden vazgeçme" koşuluna indirgemiştir; bunu da diğer hükumet-dışı kuruluşlar benimsememiştir. Bu çözümsüzlüğü aşmak üzere, bir araya gelen bazı Konsey'in hükumet-dışı kuruluş temsilcileri, ürettikleri çözümle, belirli bir uzlaşmayı sağlamışlardır. İdari ve mali yönden özerk bir İş Sağlığı Güvenliği Kurumu aracılığıyla, geçiş ve tabanı yaygınlaştırma sürecinin, gönüllülüğü öne çıkaracak ve hükumet-dışı bir yönetim yaklaşımıyla aşılması yolu benimsenmiştir. Bu yaklaşıma, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu karşı çıkmamış; Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu destek vermiştir. Ancak gerek çalışma grubuna sunumda ve gerekse Ulusal Konsey'deki görüşmelerde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bu uzlaşıyı gözardı etmiş ve kendi hazırladığı İş Sağlığı Güvenliği Yasa Tasarı Taslağı üzerinden ve maddelere inilerek görüşme yapılmasında ısrarcı olmuştur. Böylece önümüze iki ayrı yaklaşım çıkmıştır :
İdari ve mali yönden özerk bir İş Sağlığı Güvenliği Kurumu aracılığıyla sürecin yönetimi: İş sağlığı güvenliği, çok bilimli ve çok yönlü bir konudur. Bir çok bilim dalını ilgilendirir; bir çok toplumsal kesimi ilgilendirir. Ama her şeyden önce, bunun sağlanmamış olmasından canı yananları ilgilendirir. Canı yananlar arttıkça,can yakmanın etki alanı genişledikçe, sorun toplumsal boyutlara ulaşır. Sosyal devletin bu toplumsal soruna el atması doğrudur; ama bu konudan doğrudan etkilenenleri edilgen (pasif) bir konuma itmesi doğru değildir. Aslolan kişilerin, birlikte (güçbirliği içinde) sorunlarını çözmeye çalışmalarıdır. Devlet, bunu başaramadıklarında, ya da çözüm onların çaplarını aştığında devreye girmelidir. Ne yazıkki, "en az ücret düzeyi"nin belirlenmesi dışında, katılımlı kurul adına oluşturulmuş ne varsa, tümünde, sivil toplum adına edilgenlik sözkonusudur. Örneğin, sosyal güvenliğin finansmanında egemen rol oynayan işçi-işverenler, sosyal güvenlik kurumlarının yönetiminde egemen rol oynayamamaktadırlar. İş sağlığı güvenliği konusnda, işyerinde hem karar verici ve hem de sorumlu konumda olan işverenlerin, ulusal-bölgesel düzeydeki karar-denetim süreçlerinde hiçbir rolü yoktur. İşçilere gelince, işyerinde sağlık güvenlik tehlikeleri ile yüzyüze olan, bunlardan ötürü canı yanan, hatta yaşamını yitiren işçilerin, sorumlulukları çok sınırlıdır; karar denetim süreçlerinde (hem işyerinde, hem ülke düzeyinde) hiç rolleri yoktur. Bu düşüncelerle, Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin Yasa Hazırlığı Çalışma Grubu'na "idari-mali yönden özerk kurumsallaşma" konusunda bir öneri sunulmuştur : Örgütlerini temsilen Konsey'e katılan Özcan Karabulut (Türk-İş), Tevfik Güneş (DİSK), Bedri Tekin (KESK) , Dr.Haluk Başçıl (TTB), Av.Nurten Çağlar Yakış (TMMOB), Prof.Dr.A.Gürhan Fişek'in (Fişek Enstitüsü) imzaladığı bu öneriye, TESK temsilcisi destek vermiş; TİSK temsilcisi karşı çıkmamıştır. Örgütler kendi aralarında ve birlikte bu konuyu incelemeyi sürdürecekler ve Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'nin gündemine getireceklerdir. Bu girişim çok önemlidir. 3. ve 4.Beş Yıllık Kalkınma Planları'nda bu yana, 1978 Ulusal Düzeyde İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu ve 2000 yılında 8.Beş Yıllık Kalkınma Planı Çalışma Hayatı Özel İhtisas Komisyonu Raporu'nda dile getirilen "idari ve mali yönden özerk bir İş Sağlığı Güvenliği Kurumu" sorunları çözmeye başlamanın tek yoludur. Doğrudan toplum yaşamını (sağlık, üretim) ilgilendiren bir konuda, bugüne kadar toplum ve örgütleri edilgen (pasif) bırakılmışlardır. Sonuç ortadadır. SSK 2005 istatistiklerine göre,
Konuyu tek bir bakanlığın (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) sahiplenmesi, insanların yaşamlarındaki riskler ile çalışma yaşamlarındaki riskler arasında bağ kurmalarını engellemekte; tarım alanlarında, kendi adına çalışmalarda ya da tüketicilerin karşı karşıya kaldığı "sağlık güvenlik çevre" sorunlarına müdahalede yetkisiz kalmaktadır. Bütün bunları kavrayacak engin (süper) güce gereksinme vardır. O da sivil toplumdur. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Kurumu Önerisi - (19.06.2007) (Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi İş Sağlığı Güvenliği Yasası Çalışma Grubu aracılığıyla Konsey'e sunulmuştur.)
Sunuş İş sağlığı güvenliği giderek önemi daha iyi anlaşılan ve daha geniş bir kesimi ilgilendiren alan haline dönüşmüştür. İnsan yaşamıyla ve toplumun geleceği ile derin bağı dolayısıyla, sivil toplumun iş sağlığı güvenliği ile yakından ilgilenmesi bir zorunluluktur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarında çalışmak bir insan hakkıysa, bunun sağlanması da devletin sorumluluğundadır. Hak sahibi ile bunu sağlamakla yükümlü olanlar arasındaki ilişki, hiçbir zaman, hak sahibinin edilgen olduğu ve kendine sunulanlarla yetindiği bir ilişki olarak kabul edilemez. İş sağlığı güvenliği öte yandan çok bilimli bir konu olması dolayısıyla, bilim ve meslek çevrelerinin de yakından ilgilenmekle yükümlü oldukları bir alandır. Bu bakımdan, işçi - memur - işveren sendikalarının, meslek odalarının, üniversitelerin ve gönüllü kuruluşlarının, karar süreçlerinden dışlanması da kabul edilemez. Her ne kadar ulusal politikalar benimsenmesi için ülkemizde 1920 yılından beri çalışmalar yapılmaktaysa da, bunların işyeri ve işçi düzeyine indirilmesinde, hala, önemli güçlükler yaşanmaktadır. Her gün, her dakika, sağlık ve güvenlik olgusuyla içiçe yaşayan, işçi -memur - işveren ve teknik elemanların edilgen bırakıldığı; buna karşın devletin denetim elemanlarıyla ancak işyerlerinin % 6'sını -iş sağlığı güvenliği yönünden- yılda bir kez denetleyebildiği, bir süreç de kabul edilemez. Başta işçi - memur - işveren sendikaları ve meslek odaları olmak üzere, sivil toplum, iş sağlığı güvenliği karar süreçlerinde ve uygulamalarında egemen olmak istemektedirler. Öneri Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Konseyi'ni oluşturan kurumların, iş sağlığı güvenliği alanıyla ilgili istek ve eleştirilerini sıraladıkları, çeşitli konuşmalar ve yazışmalarda istenenlerin, gerçekleşebilmesinin tek yolu, onların yönetiminde egemen oldukları, "idari ve mali yönden bağımsız, demokratik işleyişe sahip bir iş sağlığı güvenliği kurumu"nun kurulmasıdır. Önerimiz, çıkarılması düşünülen "İş Sağlığı Güvenliği Yasası"nın bu kurumsal yapılanmayı, aşağıdaki koşullarda gerçekleştirmesidir. Bu kurumun finansman kaynaklarını, işçi ve işveren ceza paraları ile "iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasının fazlalık veren bölümü" oluşturmalıdır. Bu kurum, ulusal politikaları çizip, kendi üyelerinin özgür iradeleri ile bunu yaşama geçirebilecek güce sahip olacaktır. Kabul edilirse Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişlerini, işyeri denetimlerinde, a) İş Sağlığı Güvenliği Kuruluna b) İşyeri Sağlık Hizmetlerine (ortak sağlık birimleri de içinde) c) İş Güvenliği Uzmanlarına (ortak güvenlik birimleri de içinde) yönelik incelemeleriyle, bu ulusal politikalara destek vererek, ulusal düzey ve işletme düzeyindeki köprüleri kurabileceklerdir. İş müfettişlerinin bu çalışmalarının karşılıklandırılması, Kurum bütçesinden sağlanabilir. Benzer biçimde, işçi - memur - işveren sendikaları ve ilgili meslek odaları da işyerlerindeki üyeleri aracılığıyla, bu ulusal politikalara destek vererek, ulusal düzey ve işletme düzey arasında köprüler kurulabileceklerdir. İşyeri düzeyinde iş sağlığı güvenliğinin sağlanabilmesi için olmazsa olmaz koşullardan biri de, iş sağlığı güvenliği destek hizmetlerinin (laboratuvar çalışmaları da içinde), tüm tarafların güvendiği, bağımsız ve akademik kimlik taşıyan, saygın bir kurum tarafından yürütülmesi ve yurdun her köşesine ulaştırılmasıdır. Ulusal İş Sağlığı Güvenliği Kurumu, bunun için en uygun adrestir. Kabul edilirse, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ilgili birimlerinin bu Kurum'a devri sağlanmalıdır. İşçi temsilcilerinin süreçlere katılımları ve güvenceleri; işçilerin alınan iş sağlığı güvenliği önlemlerine uyma sorumlulukları; hayati tehlike karşısında kalan işçinin işi yapmaktan çekilme hakkının kullanım koşulları; memurların iş sağlığı güvenliği mevzuatının koruyucu şemsiyesinin altına alınmalarının sağlanması; iş sağlığı güvenliği alanında çalışan meslek elemanlarının (hekim, hemşire, iş güvenliği, sosyal görevli vb) görev,yetki ve güvenceleri; işveren yükümlülüklerinin (50 ve daha çok işçi çalıştıran işyerleri için getirilmiş olan) geride kalan büyük kesime nasıl genişletileceğinin belirlenmesi; ortak sağlık-güvenlik birimlerinin çalışma ilke ve koşulları; 50'den az işçi çalıştıran işyerlerinde ve bölge-il-ilçe düzeyinde iş sağlığı güvenliği kurullarının örgütlenmesi; dar bir kesime sıkışmış olan iş sağlığı güvenliği mevzuatının tüm çalışanları nasıl ve ne ölçüde kapsayacağı bu Kurum çerçevesinde gerçekleştirilecek uzlaşılarla ortaya çıkacaktır. Bu konularda, Kuruma, kanun dışındaki diğer alt düzenlemeleri hazırlama ve yürürlüğe koyma yetkileri tanınmalıdır. Görüldüğü gibi Kurum'un, işlevleri bugün de görülebilen uzman bir kurum; bağımsızlığı ise Cumhuriyet'in ilk çeyrek yüzyıllık döneminde görülmüş bir anıt kurum olarak yapılandırılması tasarlanmaktadır. Gerekçe Aşağıdaki uluslararası sözleşme, direktif ve ulusal yasa, kararları yaşama geçirmek istiyoruz: 1.Ulusal İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu İlke Kararları (1978) 2.Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı İş Gücü Piyasası (Çalışma Hayatı) Özel İhtisas Komisyonu Raporu (2000) 3. 4857 Sayılı İş Yasası 4. 155 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi 5. 161 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi 6. 89/391 Sayılı Avrupa Birliği Çerçeve Direktifi. Yukarıda belirttiğimiz, uluslararası sözleşme, direktif ve ulusal yasa, kurul kararları ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlayan bu alandaki süreç, bizi birlikte çalışmaya zorlamaktadır. "İdari, mali yönden özerk ve demokratik işleyişe sahip bir kurum", 30 yılı aşkın bir süredir, konunun sahipleri tarafından ısrarla belirtilen ve karşılanmayan bir istektir. Bu reddediş, ülkemizde, iş sağlığı güvenliğinin yaşama geçirilememesine, hem kaza-hastalıklarla karşılaşan işçileri ve hem de onları çalıştıranları büyük acı ve kayıplara uğratmaktadır. Bunu reddedenleri de büyük bir manevi sorumluluk altına sokmaktadır. Artık bizim yeni acı ve kayıpları görmeye tahammülümüz yoktur. Bunun için de bugüne kadarki, edilgen konumumuzu terketmek kararındayız.
Özcan Karabulut (Türk İş) Madde madde Tasarı Taslağı'nın incelenmesi amacıyla biraraya gelen hükumet-dışı kuruluşlar, titiz ve yorucu bir çalışmadan sonra konuyu belli bir olgunluk düzeyine getirmişlerdir. Her kurum, bu birlikte çalışma sürecinden özümsediği ve kendi politikaları ile uyumlu gördüğü öneri ve eleştirileri Bakanlığa ayrı ayrı sunmuştur. Aşağıda Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı'nın Konseye iletilmek üzere Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı Güvenliği Genel Müdürlüğü'ne sunduğu yazıyı bulacaksınız. Bakanlığın istediği yanıt formatı, aynı zamada Bakanlıkça hazırlanan Tasarı Taslağı'nın ilgili maddesini birinci sütununda içerdiği için, okurumuz, aynı zamanda, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarı Taslağı konusunda kendi görüşlerini de özgürce oluşturma olanağını bulabilecektir. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası Tasarı Taslağı Konusunda Bakanlıkça İstenen Görüşümüz (08.02.2008)İş sağlığı güvenliği kavramı artık geride kalmıştır. Bugün yalnızca iş yasası ile sınırlı alanları kontrol etmeyi ya da çalışma eksenli yaklaşımı bir kenara koymamız gerekmektedir. Çünkü çalışma yaşamında karşılaşılan sağlık güvenlik tehlikeleri, gündelik yaşamda da karşımıza çıkmaktadır. "İş güvenliği kültürü" olarak ele aldığımız yaklaşım, aslında, yalnızca çalışanların değil, tüm yurttaşların edinmesi gereken bir duyarlılığı temsil etmektedir. Bu anlamda ve çağdaş yaklaşımları da göz önünde tutarak, bu konuyu "sağlık, güvenlik ve çevre" başlığı altında incelemeye başlamamız gerekir. "Sağlık, güvenlik ve çevre" alanında yarını, bugünden kurmaya başlayabiliriz. Bunun için de, eksikleri iyi okumak, yapılması gerekenler konusunda da "nalıncı keseri" gibi, kayırma içerisinde olmamamız gerekiyor. İşyerinde, okulda, sokakta, evde "sağlık, güvenlik, çevre" (SEÇ) üzerinde çalışmalar yürütecek ve toplumda saygınlık uyandıracak bir uzmanlık kuruluşu gerekir. Bu alana emek veren insanların yıllardır yazıp çizdikleri ve söyledikleri gibi, tabandan başlayarak ülke düzeyine doğru yayılan, tüm toplum kesimlerini içine alan bir kurumsallaşma zorunludur. Sorunların üstesinden ancak böyle bir kurumsallaşma ile ve geniş yelpazeli bir katılımla gelinebilir. Eğer her şeyin insanların iyiliği ve mutluluğu için yapılması gerektiğine inanıyorsak, bir an önce bu çağrıya kulak vermeliyiz. Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı |