Fişek Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı














 

MERHABA

Özgürlükten, sevgiden, kardeşlikten, emekten, barıştan, üretmekten yana türkü söyleyenlerdeniz bizler de. Şairin dediği gerçekten doğru. Ilk günler bir avuçtuk, türkümüzü duyan, aynı türküyü söyleyenlerle çoğaldık, çoğalmaya da devam ediyoruz. Çoğaldıkça da coşkumuz artıyor, yeni yeni güzel şeyler yapıyoruz.
Birlikte olmanın ne yaş sınırı var, ne zaman. Bize ayıracağınız yarım saatin bile değeri var. Bizimle iletişim kurun.


ZORUNLU AÇIKLAMA

Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ'ın, tüm uyarılara karşın, hala Prof.Dr.Nusret H.Fişek'i, "aile hekimliğini savunuyor" gibi göstermeyi sürdürmesi üzerine, Fişek Enstitüsü Vakfı Genel Yönetmeni Prof.Dr.A.Gürhan Fişek, şu açıklamayı yapmak zorunda kalmıştır :

SAYIN SAĞLIK BAKANI BUNU HEP YAPIYOR

Sağlık Bakanı Sayın Prof.Dr.Recep Akdağ, Bakan olduğu günden beri, "sağlıkta dönüşüm" adını verdiği bir politikayı hayata geçirmeye çalışıyor. Buna sağlığın alınıp satılan bir mal haline getirilmesi çalışması demek daha doğru olur. Yani paran varsa sağlık hizmetlerinden yararlanabilirsin; paran yoksa sürünürsün.

Sayın Bakan'ın "sağlıkta dönüşüm" adını verdiği politikasının özü bu. SSK Hastanelerinin devri TBMM'den geçti; ardından SSK İlaç Fabrikası kapandı. Peki kime yaradı bu; özel hastanelere ve ilaç sektörüne. SSK İlaç Fabrikası'nın ürettiği aynı içerikli ilaçları işçiler şimdi dört-beş katı fiyatına alıyor.

Sayın Bakan, "Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SS-GSS) Yasası"nı da TBMM'den geçirdi. Bu ne anlama geliyor? Koruyucu hizmetin unutulması ve tedavi hizmetinin baş tacı edilmesi; ilk basamak sağlık hizmetlerinde ekip çalışmasının yokedilmesi; hastanın ilk önce aile hekimi ile karşılaşması; hizmet sunumunda, kamu hastanelerinin ticaret yapmazlarsa eritilmesi; tedavi hizmetleri bütçesinin yersiz şişirilmesi anlamına geliyor.

Kısacası Sayın Bakan'ın "sağlıkta dönüşüm" adıyla önümüze sürdüğü yapının felsefesi, "sağlık herkesin hakkıdır" felsefesini savunanların görüşüyle taban tabana zıttır. Bir başka deyişle, Sn.Bakan, Prof.Dr.Nusret H.Fişek'in Türkiye'de yerleştirmek için yaşamını adadığı Toplum Hekimliği felsefesiyle taban tabana zıt bir görüşü savunmaktadır ve asıl amacı "Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası"nı tamamen ortadan kaldırmaktır. Türkiye'nin her yerinde, parası olanın olmayanın ulaşabildiği, "herkese sağlık" ülküsüyle çalışan sağlık ocakları kapatılarak; insanlar, aile hekimi-özel hastane zinciri tuzağına düşürülmek istenmektedir. Hastaların sırtından para kazanmayı kurgulayan bu sistem, kolayca önlenebilecek bir çok hastalığı da gözardı etmek zorundadır. İlkesi "ne kadar çok hasta, o kadar çok para"dır.

Bu nedenle Prof.Dr.Nusret H.Fişek, genel sağlık sigortasının önde gelen karşıtlarındandı. Nusret Hoca, iyi bir öğretmendi. Öğrencilerine, kendi fikirlerini empoze etmezdi. Dünyayı tüm zenginliğiyle kavramalarını, karşıt fikirleri de tanımalarını önemserdi. İşte Sağlık Bakanı'nın konuşmalarında sık sık Nusret H.Fişek'ten aktardığı cümlede geçen "aile hekimliği" sözcüğü bir benimsemenin değil, başka bir modeli de tanıtma amacıyla yazılmıştır.

Sayın Bakan'ın alıntı yaptığı cümle, "Sağlık Hizmetlerinde Örgütlenme" başlıklı 7.Bölümün içinde yer alıyor. Bu bölüm, sırasıyla, "İlkeler" ve "Modeller" alt başlıklarını içermektedir. İlkeler bölümünde: "Herkese sağlık", hizmetin aşağıdan yukarıya örgütlenmesi", "ülke olanaklarına göre model seçimi", "koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması", "hizmetin bir ekip çalışmasıyla yürütülmesi", "sağlık çalışanlarının hizmet sunumu ve denetiminin içiçe planlanıp uygulanması", "sağlık hizmetinin halkın kullanabileceği biçimde sunulması"nı içermektedir. Nusret Fişek, "İlkeler" bölümünün başında şöyle yazmaktadır :

"Sağlık hizmetlerini örgütlemede gözönüne alınacak ilkeler bir ülkenin sosyal güvenlik politikasına bağlıdır. Şayet sosyal politika, 'gücü yetenin sağlık hizmetini satın alması'nı öngörüyor ve herkese tedavi hizmeti sunmanın bir kamu hizmeti olmadığı merkezinde ise, böyle bir ülkede sağlık hizmetlerini örgütleme diye bir sorun düşünülemez. Bu ülkelerde hekim, sağlık personeli, tesis ve hizmet dağılımı, serbest piyasa kurallarına göre, kendiliğinden oluşur. Zamanımızda böyle bir düzeni özleyenler var ise de, hekimliğin en liberal olduğu A.B.D.'de bile örgütlenme sorunu ve çabası vardır." (s.113) Nusret Hoca, kitabında, "saf serbest piyasa" yaklaşımını da anlatıyor. Yani Sn.Bakanın şu anda yaşama geçirmeye çalıştığı uygulama. Acaba, Sn.Bakan neden bu yazılanlardan hiç söz etmiyor.

Fişek Hoca devam ediyor : "İlkeler" alt-bölümünü, izleyen alt-bölüm "modeller"dir. Nusret Fişek, bu kez dünyada gözlenen modelleri, "tedavi hizmetleri", "ilk basamak hasta bakımı", "sağlık merkezi ve hastane poliklinikleri", "ikinci basamak hasta bakımı", "laboratuvar hizmetleri" başlıkları altında incelemektedir. İlk basamak hasta bakımında ise, eldeki seçenekleri, "serbest hekimlik yapan genel pratisyen", "tek başına çalışan uzman hekim", "grup halinde çalışan hekimlerin kurduğu poliklinik", "kamu sektörü kurumlarının yönettiği sağlık merkezi, dispanser veya hastane polikliniklerinde çalışan hekim" olarak sıralamaktadır. Dünyada gözlenen modellerden biri olan "tek başına çalışan hekim" ise Nusret Fişek'in "Halk Sağlığına Giriş" adlı ders kitabında şöyle anlatılmaktadır :

"Tek başına çalışan hekim muayenehanesinde veya hastaların evinde, hastalarını muayene ve tedavi eden hekimdir. Bu tip hekimler batı ülkelerinde genellikle belirli kişilerin hekimleridir. Bu kimselere hasta oldukları zaman bakarlar. Hasta hekim ilişkisinin bu biçim oluşumu nedeni, halkın geleneğidir. Kişiler kendisine bir aile hekimi veya en azından bir hekim seçme ve hastalandığı zaman ona başvurma eğilimindedirler" (s.119)

Bu yazılanlardan, Nusret Hoca'nın aile hekimliğini savunduğu sonucunu, Sn.Bakan'ın nasıl çıkardığını, -eğer başka amacı yoksa- anlamak olanaksız. Toplum hekimliği felsefesine şu an yapılanların, ters düştüğünü Sn. Bakan bilmiyor mu?!

Bakan ünvanının hemen yanında "Prof.Dr." ünvanını da kullandığına göre, biliyor. Peki öyleyse kendisine karşı çıkan sağlıkçılara ve politikacılara neden "Arkadaşlar 1985 yılında Nusret Hoca'nın yazdığı Halk Sağlığına Giriş kitabına baksınlar" diyor. Neden yaptıklarının yanlış olmadığını kendisine ve başkalarına inandırmak için şu anda hayatta olmayan bu değerli bilim adamının söylediklerini ve yazdıklarını çarpıtarak kendisine destek gibi gösteriyor?!

"Prof.Dr.Nusret H.Fişek, aile hekimliğini savunuyordu" derken, şu sorunun sorulabileceğini bilmiyor muydu: "Nusret Hoca, madem aile hekimliğini savunuyordu; neden, o sistemi değil de sağlık ocaklarını ve Sosyalizasyon Yasası'nı kurguladı ve yaşama geçirdi?"

Sayın Sağlık Bakanı, politikacı kimliğinin yanı sıra bilimsel kimliğini korumalı; kitaptan aldığı bir cümlenin önünü arkasını okumalı; Prof.Dr.Nusret H.Fişek'i, kitabının bütünü ve tüm eserleri içinde değerlendirmelidir. Bunu yapmazsa, artık aramızda olmadığı için kendisine cevap veremeyen Prof.Dr.Nusret H.Fişek'e büyük haksızlık yapmış olacaktır.

Türkiye'de toplum hekimliğinin kurucusu, genel sağlık sigortası ve aile hekimliğinin önde gelen karşıtlarından, sağlıkta sosyalleşmenin ve nüfus planlaması yasalarının mimarı, "herkese sağlık " ülküsünün önde gelen savaşçısı Prof.Dr.Nusret H.Fişek ve onun yetiştirdiği öğrencileri olarak bizler, Sayın Sağlık Bakanı'nı, bu haksızlığı sürdürmekten vazgeçmeye çağırıyoruz. Sayın Bakanı, Prof.Dr.Nusret H.Fişek'in "Halk Sağlığına Giriş" kitabını okumaya davet ediyoruz.

KATKIDA BULUNMAK İSTER MİSİNİZ?

1) Web sayfamızda yer almak üzere bize yayın organlarında rastladığınız "Türkiye'de ve Dünya'da Çocuk Haberleri"ni, kaynaklarını da göstererek gönderebilirsiniz.

2) Çocuk Emeği ve Sanat Sürekli Sergisi'nde yer alması için, çalışan çocuklar üzerine yazılmış ya da yapılmış, öykü, roman, şiir, resim, fotoğraf, karikatür, heykel, afiş, radyo-TV programı, gazete kupürü, kısa ya da uzun metrajlı sinema filmi alanlarındaki çalışmaların "kimlik bilgilerini" ya da "kopyalarını" gönderebilirsiniz.

3) Çalışan çocukları belgeleyen ve fotoğraf makinenize takılan fotoğrafları bize gönderebilirsiniz.

4) Çalışan çocuklar, çocuk emeği, çocukların erken yaşta çalıştırılması konularındaki düşünce ya da araştırmalarınızı bize gönderebilirsiniz.

5) Çocuk Emeği Kaynakçası bölümümüzde yer almamış olan Türkçe makale ya da kitaplara rastlarsanız, bize duyurabilirsiniz.

Gönderdiğiniz bu değerli iletiler, internet sitemizde yer alacaktır.

SİZ DE KATILIN

Çocuk Emeği üzerine şiir, öykü ve resimlerinizi gönderir misiniz?

Çalışmalarınız iki kategoride ve web sayfamızda yayınlanacaktır:
1) İlköğretim öğrencileri
2) İlgi duyan herkes.

Yayınlanan çalışmalar içerisinden yıl sonunda seçiciler kurullarınca sergilenmeye değer görülenler "ÇOCUK EMEĞİ VE SANAT SÜREKLİ SERGİSİ"ne konulacaktır.

Çalışmalarınızda kolaylıklar.


Barış ve Çocuk

Her savaş kanlıydı; ama hiçbiri Hiroşima ve Nagazaki'ye 1945'te atılan bombalar kadar dünyayı yaralamadı. Çünkü atılan atom bombası, kentin merkezini hedef aldı. Okulların, hastanelerin, alışveriş merkezlerinin bulunduğu çok geniş bir alanda yaşamı söndürdü. Eline silah değmemiş çocukları-kadınları yoketmekten başka bir amacı yoktu. Bunu da caydırıcılık adına yapıyordu.

Atom bombasının açtığı kapıdan ne bombalar ve bahaneler geçti. Napalm bombalarını, nötron bombalarını gördük. Ruanda'da, Yugoslavya'da, Beyrut'ta akıl almaz vahşetlere ve kıyımlara tanık olduk. Irza geçmeler, sıradan komşuların hunharca öldürülmesi, etnik ayıklamalar, farklı grupların birarada yaşamasını olanaksızlaştırmayı amaçlıyordu.

Son Irak Savaşı'nın ilk bombasının ardından web sayfamıza şu yazıyı yerleştirdik: Çocukları anasız babasız bırakan, onları küçük yaşta çalışmak zorunda bırakan Savaşa Hayır.

Savaşlar, insanlar sinirli olduğu, birbirine hoyrat davrandığı, yöneticileri uzlaşmayı bilmediği, başlarına gelecekleri düşünmedikleri için çıkmıyor. Savaş kararı verenlerin tümü de, savaşta nelerin yitirileceğini çok iyi biliyor. Ama daha önemlisi, kimin ne kazanacağını çok iyi biliyor ve ince ince hesaplıyor. Onun için bir yargı öne sürerken genelleme yapmayıp; incelediğimiz toplumu ikiye ayırmalı ve "hangisi?" sorusunu sormalıyız.

"İsrail saldırgandır" genellemesinin yerine, "İsrail'de yönetime egemen olanlar saldırgan" demek daha gerçekçi. Bu değerlendirmemizi destekleyen kanıtlar içerisinde, en önemlisi barış yanlısı yazarların, sanatçıların, siyasal partilerin, İsrail de de varolması.

"Savaşa karşı kimse kılını kıpırdatmıyor" genellemesinin yerine, "Savaşa karşı olanlarının seslerinin duyulması ve etkili olmaları engelleniyor" demek çok yerinde olur. Barış çok önemli. Katılımın artması, savunanların kalabalıklaşması çok önemli. Barış için çabalar az değil. Örnekler :

1.Yahudi kökenli orkestra şefi Daniel Barenboim ile Filistin kökenli yazar Edward Said'in kurdukları Vakıf. Barenboim kurduğu Batı Doğu Divanı Orkestrası ile "kitle imha silahlarına kitle ikna silahıyla karşı koy"maya çalışıyor.

2.Bir ABD'li ve Bir Rus bilim insanının kurulmasına önayak olduğu Uluslararası Nükleer Savaşa Karşı Barış için Hekimler Derneği (IPPNW) nükleer silahlardan ve savaş tehdidinden dünyayı arındırmayı hedefliyor.

3.Hindistan/Uttar Pradesh/Lucknow kentinde her yıl düzenlenen Dünya'da Birlik ve Barış Sempozyumu (Bkz.Birliktelikler) da barışçı bir dünya düzeni kurmayı hedefleyen bir girişimin parçası. Her yıl dünyanın değişik ülkelerinden yüksek mahkeme yargıçları, sivil toplum örgütleri ve çocukların katıldığı bu sempozyumun bir model önerisi var. Barışçı bir dünyanın bu üç kesimin ayrı ayrı örgütlenmesi ve birlikteliği ile ortaya çıkacağına inanıyor. Sempozyumun düzenleyicisi, City Montessori School (CMS) Dünya Birlik ve Barış Eğitimi Bölümü. Bu okul, 2002'de UNESCO'nun Barış Öğretimi Ödülü'nü almış; 1959 yılından beri de Guiness Rekorlar kitabında, en yüksek öğrenci sayısına sahip okul ünvanını koruyor.

4.Barış yanlılarının gösterileri ve düzenledikleri büyük konser (Barışarock 2006).

5.Barışgemisi girişimi ile ülkemizi de ziyaret eden ve farklı uluslardan biraraya gelmiş insanlar ile onlara ev sahipliği yapan Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu'nun çabaları ve daha niceleri.

Bu çabalar çok önemli. Birisi damlaya damlaya göl olur diyebilir; Zeynep Oral ise şöyle diyor: "Müzik savaşları durduramaz. Ama müzik, tıpki şiir gibi savaşlara karşı mücadeleyi ve duyarlılığımızı biler (Cumhuriyet Gazetesi, 20.Ağustos 2006). Aynı gazetenin bir başka köşe yazarı Öztin Akgüç de şunları söylüyor:"Barış istiyoruz, insanların kardeşliği, kahrolsun emperyalizm diye bağırarak, bildiriler yayımlayarak bir yere gidilmez. Kendimizi aldatma, bir şeyle yapıyoruz diye vicdanlarımızı susturma gayretkeşliğinden kurturmalıyız. Önemli olan sonuç almak, yeni bir dünya düzeni kurmaktır. İnsanlık için daha iyi bir gelecek hazırlayabilecekler eğitimciler, yargıçlar, sağlık işgörenleri olabilir, olacaktır. Yeni bir dünya düzeni bu üç sutun üzerine kurulabilir. Eğitim, adalet, sağlık. . Bu alanda çalışanların, çalışacakların, yeni bir düzenin insan tipinin tüm niteliklerine, erdemlerine sahip olmaları, örnek oluşturmaları gerekir. İyi bir eğitim, adalete inanç, her açıdan sağlıklı yaşam insanı mutlu eder, insanlığı daha iyi bir geleceğe taşır."

Değerli ozanımız Fazıl Hüsnü Dağlarca, "Dünyaca" adlı şiirinde şöyle diyor:

Burda, Hindistan'da Afrika'da,
Her şey birbirine benzemektedir.
Burda, Hindistan'da Afrika'da,
Buğdaya karşı sevgi aynı,
Ölüm önünde düşünce bir.

Nece konuşursa konuşsun,
Anlaşılır gözlerinden dediği.
Nece konuşursa konuşsun,
Benim duyduğum rüzgarlardır,
Dinlediği.

Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.

Eğer savaş yıkımının ve ölülerin sırtından kazanç sağlamayı planlamıyorsa, kim savaştan yana olurki... Yıkım ve ölüm sahnelerini seyrederken gözleri dolmayan, içi yanmayan olur mu? İnsan isyan etmez mi?

Savaşı çıkar kapısı olarak belleyenler de bunu biliyor, hesaplıyor ve önlemini alıyor. Böyle bir etkinin ortaya çıkmasını engellemenin yolu, kitle iletişim araçlarının (yazılı, sözlü, görsel) kontrol altına alınması; hatta insanları yanıltıcı yayınların yapılması.

Nasıl başedilecek bu hesapçı ve fırsatçılarla? Onlar azınlık, onlar haksız, çoklukla da yalancı. Ama onlar ne yaptıklarını biliyor ve kenetlenmiş durumda. Barış yanlıları, çoğunluk, haklı,saydam ve yalnız. Barış yanlıları da, savaş yanlıları kadar bilinçli, kenetlenmiş olmalı ve canını dişine takıp etkili mücadele yollarını bulmalı.

Eğer bulamayacaksanız, boşuna çocuk da yapmayın. Çünkü onlara taş üstünde taş bırakamayacaksınız.

VAKIF HABERLERİ


Basında Çocuk Emeği
Basında Çocuk Emeği Basında Çocuk Emeği bölümümüz yayında.. [Ayrıntılı bilgi için tıklayın]
Çalışan Çocuklar Fotoğraf Sergisi Açıldı
Fotoğraf Yarışması 7. Çalışan Çocuklar Fotoğraf Yarışması sergisi açıldı. [Ayrıntılı bilgi için tıklayın]
Yeni
Çalışma Yaşamında Sağlık Güvenlik kitabı çıktı. Çalışma Yaşamında Sağlık Güvenlik

[haberin devamı için tıklayın]


YENİ!
Çalışma Ortamı Çalışma Ortamı dergimizin tüm sayılarını pdf formatında okuyabilirsiniz.
[Ayrıntılı bilgi için tıklayın]
Nusret H. Fişek
60 Yılın 12 Önde Gelen Doktorundan Biri 60 yılın 12 önde gelen doktoru arasında Prof.Dr.Nusret H.Fişek...
[Ayrıntılı bilgi için tıklayın]
Şiddete Karşı Düşünce Ortamı
Şiddete Karşı Düşünce Ortamı Şiddete Karşı Düşünce Ortamı kitabı çıktı. [Ayrıntılı bilgi için tıklayın]

Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı
Selanik Cad. 52/4 Kızılay-Ankara
Tel : 0.312.4197811, Faks : 0.312.4252801
http://www.fisek.org.tr